Kültürümüzde Erguvan

KÜLTÜRÜMÜZDE ERGUVAN

Dür ü yâkût ile bir nahl-i murassa sandum Erguvân üzre dökülmüş katerât-ı emtâr (Bâkî) Kültürümüzde gülden sonra adına bayram yapılacak ikinci çiçek erguvandır. (A. Hamdi Tanpınar)
Nisan - Mayıs Dönemi Daldan Fışkıran Erguvan Çiçekleri
Info| Genel Bilgi| Görüş Belirtin

Erguvanın Osmanlı kültüründe özel bir yeri olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Yüzlerce şairin hayaline konu olmuş bir unsurun kültürün parçası olarak kendine yer edinmesi olası bir sonuç olsa gerek. Yazar Ramis Dara’nın ‘Erguvan Zamanı’ adlı kitabında XIX. yüzyılın sonları XX. yüzyılın başlarında Bursa’da erguvanın ‘Erguvan Bayramı’ adı altında bir kutlamanın ana unsuru olduğu anlatılmaktadır. Kitapta bu bayramın öyküsü şöyle anlatılıyor: “Buharalı bir çömlekçinin oğlu olan Seyyid Ali (Seyyid Şemseddin Muhammed bin Ali el- Hüseyni el Buhari) Medine’deyken rüyasına Hz. Muhammed girer ve ona, ‘Anadolu’ya gidip hizmetini orada sürdür’ der. Seyyid Ali bunun üzerine tasını tarağını toplayıp yola çıkar. Bursa’da yerleşmeye karar verir.

Kısa sürede tanınır, Bursalılar onun ziyaretine koşar. Henüz 22 yaşında olan Seyyid Ali, “Emir Sultan” diye anılmaya başlanır. Emir Sultan bir süre sonra, Sultan Yıldırım Bayezid’in kızı Hundi Hatun’la evlenir, saraya damat olur. Osmanlı ordusu artık onun duasını almadan sefere çıkmaz olur. Herkes tarafından çok sevilen Emir Sultan 1429 yılında vefat eder. O tarihten itibaren bahar başlangıcında -erguvanlar çiçeğe bezenince- Türkiye’nin dört bir yanından gelen müridleri, Emir Sultan’ın türbesini ziyaret eder. Kalabalıkların Bursa’da buluştuğu bu dönem, “Erguvan Cemiyeti, Erguvan Faslı, Erguvan Bayramı” diye anılmaya başlanır. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde “Erguvan Faslı” unvanı altında değindiği bu toplantılara çok sayıda insanın katıldığına tanıklık etmek üzere “deniz gibi” ifadesini kullanır” (Dara, 2004)

Anlatırken geçmişten geleceğe her şeyi
Bir içimlik kahve zamanına sığdırılan
Sensizliğin yanık şarkısı yarım kalan
Neydi dokunamamak boğaz da yürüyen erguvana
Neydi aşk neydi sensizlik
Erken gelişler geç kalmışlığın telaşında
Kaç kez açıldı kaç kez döküldü serin sulara
Ve kaç kez ebruli mora bulandı maviler
Ah yar Doymadı sana seninle sohbete
Saklandı erguvanın morunda mavisinde boğazın
Saklandı içinde söylenemeyen kelimeler
Bu kaçıncı başka bahar kaçıncı sensizlik
Ah yar Erguvanlar seni sorar
(Pınar Atay - Cemreler Düşerken)

Erguvanın yarı efsane yarı gerçek böylesine bir söyleme konu olması, onun kültür tarihimiz içindeki yerini gösteren küçük bir örnektir. Osmanlı devlet ricalinde gülün, özellikle XVIII.yüzyıl başlarında bir devre adını ve damgasını vuran lâlenin etkisi yanında, erguvanın belki de Bizans ve Hıristiyan geleneğinden izler taşımasından dolayı geri planda kalması ne kadar dikkat çekiciyse, özellikle Cumhuriyet sonrası Türk şiirinde oldukça zengin bir çağrışıma ve hayale konu olması açısından da aynı derecede önemlidir.

Senin ülkende yalnız bütün özlemler
Bilirim yalnız orda, içtenlik, erinç, çoşku
Bayrağındaki bir tek çiçekli dalla
Orda uçsuz bucaksız
Olanca görkemiyle bir erguvan imparatorluğu
(Edip Cansever)

Yazıyı Paylaş

Görüş Belirtin